Tutkun yazmaksa…

Sade uzun süre sonra ilk defa evden çıkmıştı, özlemişti denizin kokusunu, martıları, temiz havada yürümeyi…. Neyse ki bitmişti bu karantina günleri ama ona kattıkları çoktu evde kalmanın, kendiyle kalmanın. ‘Benim tutkum ne?’ diye daha çok sormuştu. İşlerin, çocukların koşuşturmacasından unuttuğu tutkusunu hatırlamıştı. Tutkusu yazmaktı ancak aktarma, paylaşma arzusu da taşıyordu içinde. Blog yazmak iyi bir yoldu bu tutkusunu gerçekleştirmek için…

Kararında netleştiği andan itibaren hücreleri sanki bir farklı titreşiyordu, frekansı yükselmişti, daha canlı hissediyordu. Uyanmak için çok önemli bir sebebi vardı artık. İlk yazısını paylaştığı andaki hissettiği tatmin tanımsızdı. Kalbinde kelebekler uçuşuyordu, keyifli bir mutluluk hali,  yaşam amacını bulmuş gibi hissediyordu. Kendi yaratım havuzundan çıkan sözcüklerle dans etmiş, sanki farklı bir boyuta açılmıştı. İlham kanalına, yaratıcı kanala açıldığını hissediyordu.

Daha ilk yazıdan sonra ‘neler yazabilirim, ne hakkında yazabilirim’ diye düşünmeye başlamıştı. Odağı %90 yazmadaydı. Bu aşktı… Ailesiyle konuştuğu zaman, bir film ya da bir video izlediğinde ya da günlük hayatta yaşadığı diyaloglardan bile nasıl esinlenebilirim diye düşünmeye başlamıştı. Resmen ufku açılmış, farkındalığı artmıştı.

Çocuklarını ya da eşini daha bir dikkatle dinliyor, duygularını daha çok anlamaya çalışıyordu. Okuduğu kitapların sürekli altını çiziyor, notlar alıyordu. İnstragramdan izlediği canlı yayınlarda bile elinde hep bir kağıt kalem vardı artık. Adeta ilhamını kovalıyordu.

Sabah saatleri onun için muazzam saatlerdi. Harika fikirlerle dolup taşıyordu. Sanki zihinsel yetenekleri artmış, beyni açılmıştı. Aklına sürekli sorular ya da konular geliyordu, Akan bir fikir, konu, cümle, söz ne varsa yazıyor ya da notlar alıyordu. Bazen birinin söylediği tek bir söz bile ilham kapısını açabiliyordu.

Kendine şu soruyu sordu: ‘Aktarmak istediklerimi nasıl daha farklı aktarabilirim?’  Öncelikle samimi ve kalpten yazmaya inanıyordu. Hissederse bu his karşı tarafa da geçecekti…. çünkü duygular bulaşıcıydı. Belki paylaşmak istediklerini bir öykü, anı, mektup  ya da günlük gibi aktarabilirdi. Biliyordu ki kendi yazarken keyif alırsa, okuyan da keyif duyacaktı. Kelimelerin dünyasında gezinmekten çok mutlu oluyordu.

Bir isteği de ifadenin ustası olmaktı ve blog yazmak bunun için mükemmel bir araçtı. Her geçen gün sözcükleri güçleniyor; araştırma, okuma, yazma ile farkındalığı ve kültürü arttıkça iletişim yetenekleri de gelişiyor, kurduğu diyaloglardan da daha çok keyif alıyordu. Sanki büyülü bir dünyaya adım atmıştı.

Yazmanın aynı zamanda iyileştirici gücü vardı ve uzun süredir bunu deneyimliyordu. Hiçbir duygusunu içine atmıyor, onlarla yüzleşme cesaretini gösterip, yazarak dışavuruyor ve zihnini boşaltıyordu. Yazmak kendini daha iyi tanımasını, kendini keşfetmesini sağlıyordu. Artık onun için yepyeni bir dünya açılmıştı, internet bir dünyaydı, blog yazmak ise dünyaya açılan bir kapı… Düşündüklerini yazıya döküp paylaşmak muhteşem bir eylemdi, çoğalmak, genişlemekti…

Araştırmalarından bu işte sabırlı olması ve düzenli yazılar çıkarması gerektiğini öğrenmişti. Arzu ateşi devam ettikçe yazacaktı, özden, kalpten ve de ilhamdan…💫🧚‍♀️

Not: instagram hesabımdan da beni takip edebilirsin… ruhumayolculuk_com

ruhumayolculuk 🦋🧚‍♀️ tarafından yayımlandı

Duygu düşünce ve hislerimi dobra dobra paylaşıyorum, sözcüklerle dans ediyorum💫

Tutkun yazmaksa…” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: