Enerji frekansımızı nasıl güçlendirebiliz?

Enerji frekansını yükseltmek💫 Thanks to Mina- Marie from pexels

Bir dalganın bir saniye içindeki tekrarlanma sıklığına yani döngü sayısına “frekans” denir. “Hertz” birimiyle ölçülür. Yaşamda herşey titreşmektedir, bu sebeple herşeyin frekansı vardır. Bedenimizdeki her hücrenin de doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, bakteri ve virüslerin de kendine göre doğal bir frekansları vardır. Her hücrenin kendi doğal frekansında olması, sağlıklı olmamızı sağlar. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme bile neden olabilir. Sadece fiziksel şeylerin değil, aynı zamanda duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.

Amerikalı bilim adamı Dr. David Hawkins, (1927-2012) frekanslar, frekansların bilinç düzeylerinde etkisi, ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde, yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu bulmuştur. En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin, düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamıştır (Power vs Force – An Anatomy of Consciousness- Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi adlı kitabı).

Yapılan araştırmalardan, bilinç haritasında kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 ün altında çıkan duygu, düşünce ve durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığını, yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış. Bir başka ilginç bulguysa, yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde. Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde, çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması.

Tablo şöyle :

300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,

400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,

500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,

600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,

700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir. Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 750.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir. Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir. Mevlana bilincindeki bir insanın yaydığı enerji, 70 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir. Peygamber, Budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlığın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…

Yapılan araştırmalar ve sonuçların teyidi yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış. Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.

Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler, o alanda yaşayan insanlar, bitkiler, toprak, hava, eşyalar, binalar vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300 lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400 lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır. 500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500 lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım. Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım. Biz acaba bu tablonun neresindeyiz? Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir?

Ünlü bilinç araştırmacısı, Dr. David Hawkins, uygulamalı kinesiyoloji yardımıyla insan duygularını ölçtü ve her duygunun belli seviyedeki enerji frekansına ve gücüne sahip olduğunu ortaya koydu. Bu tablo dünyaca kabul edildi. Öne sunulan teorisi ise: Her bireyin belli bilinç düzeyi vardır. O düzeydeki değer yargıları, inançlar, düşünceler, kurallar, sınırlar toplumun her bireyinde rezonans yaratır. Toplumdaki rezonans eden duygular hangileri daha çoğunluksa – bireyler ona göre tepki, düşüncelerini, duygularını, davranışlarını sergiler. Kısacası, insanın duyguları belli enerji dalgaları oluşturur, hangi duygular daha baskın hissediliyorsa, onlar rezonans ediyor ve daha fazla yayılıyor etrafa. Her duygu belli düşünce ve hayata bakışı ile bağlıdır.

Utanç duygusu – duygu derecesi + 20: Duygu ölçümü çok düşük, enerjisi çok düşük. Ölümün bir adım öncesi diyebiliriz. Bu düzeyde kişi intihar tasarısı içindedir. Ya da bir seri katil adayıdır. Kişinin tüm nefretinin kendisine yöneldiğini hayal edin. İşte bu yüzden insanın devamlı utanç duygu içinde yaşaması – en ölümcül olanıdır. Yok edici utanç, öfke, nefret, içe kapanık, hiç hissetme, paranoyak, psihoz, tehlikeli kişilik, sahte gurur.

Suçluluk duygusu – duygu derecesi +30: Utancın bir adım yükseğidir ancak intihar düşüncesi hâlâ varlığını korur. Kişi kendini bir günahkar olarak görür, eski suç ve hatalardan dolayı kendisini bir türlü affedemez, yargılar. Başaramadıkça, işler yolunda gitmedikçe hep kendini sorumlu tutar, suçlar, yargılar  veya suçluyu dışarda arar, suçlar, yargılar. Gaddar, kinci, günahkar, suçlu, mazoşist, öfkeli, kurban rolü.

Apati/Tepkisizlik – duygu derecesi + 50: Ümitsizlik ve kurban edilmişlik hisleri hâkimdir. Öğrenilmiş çaresizlik baş gösterir. Evsiz ve ailesiz kişiler bu evrede takılıp kalmışlardır. Çaresizlik, umutsuz suçlayıcı, apati, yoksulluk, hissizlik, bitkinlik, bağımlılık (insan, hayvan, madde).

Acı/Keder/Üzüntü – duygu derecesi +75: Bitmez tükenmez bir mutsuzluk, keder ve kaybetme hissi hâkimdir. Diğer deyişle depresyon… Sevdiğimiz bir kişiyi kaybettikten sonra bu safhaya ineriz. Bunlara rağmen tepkisizlik evresinden daha iyidir, çünkü burada uyuşukluktan kaçmaya ve uzaklaşmaya başlamıştır kişi. Devamlı ağlamalı durum, trajedi, drama, kayıp yaşam, bağımlılık, depresyon.

Korku – duygu derecesi +100: Dünyanın tehlikeli ve emniyetsiz bir yer olduğu düşüncesi baskındır. Paranoya da diyebiliriz. Bu seviyenin üstüne çıkmak için genellikle yardıma ihtiyacımız olur. Ya da uzun süre burada kapana sıkışıp kalırız. Tutsak, korku, ceza, kıskanma, endişe, şüphe, totaliter yönetim ve kurtarıcıyı bekleme…

İstek/Arzu – duygu derecesi + 125: Bu duyguyu hedefler koyma ve bunları başarma güdüsüyle karıştırmamak lazım. Bu düzey bağımlılık, şiddetli arzu ve şehvet düzeyidir. Para, beğenilme, güç ve şöhret için… Tüketicilik, materyalizm evresi de diyebiliriz. Sigara, içki ve yabancı madde kullanımı sık görülür. Kıskançlık, azru, hayal kırıklıkları, beklentiler, bağımlılık, para prestij ve güç kazanma tutkusu.

Öfke – duygu derecesi + 150: Düş kırıklığı ve hüsran baskındır. Özellikle de daha alt düzeydeki arzuların tatmin edilmemiş olmasından kaynaklanır. Bu düzey ya sizi üst düzeylere ilerlemek için kışkırtır ya da öfke içine hapseder. Yıpratıcı ilişkilerde genellikle taraflardan biri öfke düzeyinde, diğeri de korku düzeyindedir. Kızgınlık, şiddet, saldırganlık, kavgacı, çabuk parlayan, abartılmış arzuların çaresizliğini yaşama…

Kibir/Gurur – duygu derecesi + 175: Kendimizi yavaş yavaş iyi hissetmeye başladığımız basamaktır. Ancak bu, yanlış bir histir. Çünkü dışsal etkenlere dayanır; para ve prestij gibi… Bu yüzden zarar verici ve yıpratıcıdır. Gurur düzeyi kişileri koyu milliyetçiliğe, ırkçılığa ve din savaşlarına sürükler. Nazileri düşünün. Akıl dışı bir yadsıma ve savunma söz konusudur onlarda! Dinsel tutuculuk da bu düzeyde kendini gösterir. Kişi inandıklarıyla öylesine bütünleşmiştir ki, inançlarına yönelik bir tehdidi kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak algılar. Şaşkın ego, mağrur, talepkar, toplumdan onay beklentisi, milliyetçilik, politik, dinsel veya töre, gelenek tutumları. duygusallığa önem vermeme, soğuk mantık.

Cesaret – duygu derecesi + 200: Hakiki güç düzeyidir. Burada yaşamı ezici ve bunaltıcı değil, kışkırtıcı ve heyecan verici görmeye başlarız. Kişisel gelişimimizin kokusunu alırız yavaş yavaş. Ancak bunu yetenekleri geliştirme, kariyer yapma, eğitim ve benzeri şekilde tariflerle ifadelendiririz. Geleceği geçmişin bir tekrarı değil, bir gelişim süreci olarak görürüz. Güç, cesaret, yeniyi deneyimleme, özeleştireye ve gelişime açık, üretkenliğe geçiş.

Tarafsızlık – duygu derecesi + 250: Bu düzey en iyi “yaşa ve yaşat” ilkesiyle özetlenebilir. Kişi esnek, rahat ve bağımsızdır. Kimseye hiçbir şeyi ispat etme derdinde değildir. Kendini güvende hisseder, çevresiyle ilişkileri gayet iyidir. Serbest meslek sahibi kişilerin büyük kısmı bu evrededir. Çok rahat bir düzeydir. Kişi kendi kendine yeter, bazen de tembelliğe yatar. İhtiyaçlarını önemser ama onlar için kendini zorlamaz ve tehlikeye atmaz. Çok da önemli değildir hani! Nötr, güven, deneme, tatmin, içsel gücün ve güvenin başlangıcı, yargılamayan, özgürlükçü.

Hazırlık – duygu derecesi + 310: Şimdi kişi güvende ve rahattır. Enerjisini etkin bir biçimde kullanmanın zamanı gelmiştir. Kendi kendine yetmek artık yeterli değildir. Daha iyisini, hatta yapabileceğinin en iyisini yapmayı kafasına koyar. Tarafsızlık evresinde önemsemediği zaman yönetimi, verimlilik, organize olma kavramları üzerine kafa yorar. Bu düzeyi istek ve öz-disiplinin gelişmeye başladığı düzey olarak kabul edebiliriz. Bu evrede kişiler toplumun şövalyesidirler; başarırlar ve aksiliklerden şikayet etmezler. Bilinç daha organize ve disiplin altına alınmış haldedir. Optimist, teşvikli, umut eden, açık fikirli, istekli, dost, bütüne katkıcı, yüksek özsaygı.

Kabul etme – duygu derecesi + 350: Kişi dünyadaki rolünün getirdiği sorumlulukları kabul eder. İnisiyatif fırsatlarına karşı tetikte ve uyanıktır. Bu düzeyde kişi yaşamı üzerinde daha yetkilidir ve yeteneklerini keşfedip kullanmaya başlar. Hedefler koyma ve bunlara ulaşma evresidir. İyi gitmeyen bir şeyler olursa (kariyer, sağlık, ilişkiler…) kişi ne istediğini belirler ve bu doğrultuda gerekli değişimleri gerçekleştirir, adımları atar. Yaşamının büyük resmini belirgin bir şekilde görüyordur artık. Bu dönemde kişiler yeni kariyer olanakları yaratırlar, yeni mesleklere yönelirler ya da farklı beslenme şekilleri uygularlar. Bu düzeyde olan insanlar – radikal affetmeye açık, manevi yaşama ve bakış açıları açık. Bu titreşimde insanlar devamlı kalınca hayatları 3d’den – 4d’ye geçmektedir. Beden – bilinç – ruh – dönüşüm noktasındalar. +350 duygu düzeyinde kalabilmeleri de radikal affetme sağlamaktadır. Ayrıca bu seviyede uzun süre kalan insanın sosyal yaşama ve diğer insanlara olumlu ve dönüştürücü etkisi + 200 000 kişi. Yani 1 kişi +350 de iken, bu kişilerin enerji vibrasyonları ve duyguları + 200 000 kişinin frekansını yükseltmektedir.

Kaynak: (David Hawkins power & force kitabı) alıntıdır… http://www.spiritueller.com/ Power vs Force – An Anato my of Consciousness Dr. David Hawkins

ruhumayolculuk 🦋🧚‍♀️ tarafından yayımlandı

Duygu düşünce ve hislerimi dobra dobra paylaşıyorum, sözcüklerle dans ediyorum💫

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: