Kirtan kriyanın faydaları💫

Kirtan kriya 💫 Thanks to Elly Fairytale from pexels ⚘

Birçok insan zihni sussun istiyor, ancak zihnin görevi düşünce üretmek… Düşüncelerin akışına direnmek ya da onlara inanmak yerine gözlemci olabilmek… meditasyon yapmak düşüncelerin arasında boşluklar açılmasını sağlıyor… Kirtan Kriya meditasyonu ise zihni hızlı bir şekilde rahatlatıp, dengelemeye yarayan harika bir araç!..

Bu kriya, kundalini yogayı Hindistan’dan batı dünyasına tanıtan yogi Bhajan’ ın önerdiği en önemli 3 meditasyondan biridir… Kirtan Kriya’ yı 40 gün aralıksız uyguladığınızda düşüncelerinize hakim olabildiğinizi fark edebilirsiniz…

Bu meditasyon bağımlılıkları bırakmaya, alışkanlıkları değiştirmeye yardımcı olur… Bilinçaltı inanç kalıplarının farkındalığını sağlar. Bedendeki ağrıları ve sıkışmış enerjileri rahatlatır… Sağ ve sol beyin entegresyonu ve bütünlüğünü sağladığı için ilişkileri de olumlu etkiler…

Bu kriyanın sağlık üzerinde de birçok faydası olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Arizona’ daki Alzheimer Araştırma ve Önleme Vakfı’ nın (ARPF) yapmış olduğu araştırmalara göre, Kirtan Kriya’ nın 8 hafta boyunca her gün 12 dakika uygulanması ile

  • Alzheimerın durup hatta gerilediği
  • DNA’ lardaki kötü genlerin azaldığı, iyi genlerin artarak bağışıklığın güçlendiği
  • Telomerazların (yaşlanmayı engelleyen enzim) yüzde 43 oranında uzadığı tespit edilmiştir.(Bu uzama şu ana kadar görülen en uzun uzama olarak kayıtlara geçmiştir.) Kısa telomeraz boyu Alzheimer hastalığı, hızlı yaşlanma ve kısa ömür anlamına geliyor.
  • sinir iletici hücrelerin doğal yolla artmasının sağlandığı, aralarındaki iletişimin gelişmesine de yardımcı olduğu, böylece beyin ve hafıza fonksiyonlarının arttığı
  • Kortizol seviyesinin düşerek stres düzeyinin azaldığı, sinir sisteminin dengelendiği
  • stres kaynaklı hafıza kaybının iyileştirildiği
  • Beyin kimyasallarının dengelendiği, serebral kan akımının arttığı, epifiz ve hipofiz bezlerinin aktive olup, beyin fonksiyonlarının arttığı
  • Uyku kalitesinin arttığı ve gün içerisindeki enerji seviyesinin yükseldiği
  • Manevi mutluluk, esenlik sağlandığı bildirilmiştir.

Yapılan bazı araştırmalarda da Kirtan Kriya meditasyonunun, adet dönemi problemleri, depresyon, anksiyete, panik atak, migren, endokrin dengesi ile menopoz sağlığı, şizofreni gibi birçok rahatsızlığın iyileşmesine de destek olduğu belirtilmiştir…

Zihne ve sağlığa bu kadar faydalı olan Kirtan Kriya meditasyonun nasıl uygulandığını bir sonraki yazımda paylaşacağım… 🧚‍♀️

Can kulağıyla dinlemek🧚‍♀️

Can kulağıyla dinlemek🧚‍♀️ Thanks to Alexandr from pexels🌸

Gönül gözüyle görmek, can kulağıyla dinlemek, ikisi de ruha dair…

Kalpten bağ kurmanın yolu, içten dinlemekle başlar… iletişimin can damarıdır bu…

Dinlemenin üstadı olmak… söylenmeyenleri, satıraralarını da farkedebilmek… Birbirimizi ya da kendimizi can kulağıyla dinleyebilmek en güzel terapidir, şifalanma başlar… Bi düşünün en güzel sohbetleriniz hangileriydi?…

Duyduklarımız işitme sinirine değer… Bu sinir, kafatasının tabanından geçerek soğancığın hemen altında beyin sapına girer. İşitsel uyarılar orada, kişinin dinleme tarzına bağlı olarak, bilince ya da başka bir deyişle ruha çıkana kadar bekletilir… (1)

Eski anatomistler, işitme sinirinin beynin derinlerinde üç ya da daha fazla yola ayrıldığından söz ederlerdi… Bu yüzden, kulağın üç farklı düzeyde işitecek bir yapıda olduğunu tahmin ediyorlardı… (1)

Birinci yolun dünyevi konuşmaları işittiği söylenirdi… İkinci bir yol öğrenmeyi ve sanatı anlıyordu… Üçüncü yol ise ruhun olduğu yer… Burası, yeryüzündeyken yüce rehberliği işitebilsin, bilgi alabilsin diye vardı… (1)

Can kulağıyla dinlemek işte bu üçüncü yol olsa gerek… peki siz hangi zamanlarda, hangi kanaldan dinliyorsunuz? 🧚‍♀️💫

Kaynak: 1.Kurtlarla Koşan Kadınlar

Sophia Loren 💫

The Life Ahead film, Onca Yoksulluk Varken 💫

Sophia Loren, zamana meydan okuyan ünlü oyuncu… 86 yaşında hala güzel, dinç, üretken ve ilham verici… Dün teyzemin önerisi ile 2020 yapım, son filmini izledim ‘Onca yoksulluk varken’… Kendi oğlu Edoardo Ponti’nin yönetmenliğini yaptığı film, bir bakımevini işleten Madam Rosa’nın (Sophia Loren) Senegal’ li yetim ve ele avuca sığmaz bir çocuk olan Momu’ nun bakımını üstlenmesini, aralarında zamanla doğan duygusal bağı ve Momo’nun değişimini konu alıyor… Filmin bende ağırlıklı olarak hissettirdiği, sevginin iyileştirici gücü oldu… Usta oyuncu Sophia Loren’ e olan hayranlığım bir kez daha arttı…

Sophai Loren, Dün, Bugün, Yarın Bütün Hayatım 🧚‍♀️

“İçinde hayat olmayan masal ve masal olmayan hayat büyüden yoksundur. Her ikisini de reddetmeden tam ortadan yürümek en güzelidir.”

”Bir kadının güzel olduğuna dair inancından başka hiçbir şey onu güzel kılamaz.”

“George Cukor’ ın dediği gibi, insanın kim olduğunu kabullenmesiyle ve bilinçle yarışabilecek hiçbir güzellik yoktu.”

“Bellek tuhaf bir arkadaş, alıp öyle uzaklara götürüyor ki sen bile fark edemiyorsun.”

“Geçmiş, şimdinin içinde yaşar ve sandığımızdan daha etkili şekilde geleceğimizi oluşturur.”

“İnsan büyüyünce elde edilemeyen başarının bir trajedi olmadığını öğreniyor.”

“”Bir idealin peşinde koşmak için değişmeye çalışma. Yüzünün sana özel orantısızlıklarını bir hazine gibi kabul et. Onlar gerçekten öyleler.”

“Deneyim, insan kendine inanmayı öğrendiğinde, kendi başarılarını ve hatalarını bir hazineye dönüştürdüğünde başlar.”

“”Hatalar, dolu bir HAYAT için ödediğimiz bedeldir.”

Dün, bugün, yarın bütün hayatım, Sophia Loren💫

“Kimsenin canını yakmak istemem, ne üzmekten ne üzülmekten hoşlanırım.

Genellikle içedönük bir yapım vardır; huzuru ve yalnızlığı severim. Dünyevi hayat beni yorar, yabancılarla sıkı fıkı olmam ve tanışıklıklara fazla önem vermem. Sezgilerime güvenirim, karşımdaki kişinin ne kadar samimi olduğunu, ne gibi niyetler güttüğünü hemen anlarım.”

“Arkadaşlık, hayatın en değerli armağanlarından biridir ama gene de hepimizin paylaşmak, açıklamak istemediği sırları vardır. Ne kadar olgun ve yumuşak olursa olsun her meyvenin ortasında bölünemeyen bir çekirdek bulunur. Belki de her erkek ve her kadının içinde gizlenen büyünün kaynağı budur. Ve Mona Lisa bunu iyi biliyordu.”

Dün, bugün, yarın bütün hayatım, SOPHIA LOREN👏💗

Kaptan kim?

Zihin yönetimi 💫

Sen mi zihnini yönetiyorsun, zihnin mi seni? Kaptan kim? Diyorlar ki zihnini yöneten dünyayı yönetirmiş…

Zihnimizde neler var, ya da zihni neler oluşturuyor?… Düşünceler, anılar, görüntüler, hayaller… bu düşünceler de çoğunlukla geçmiş, ya da gelecekle ilgili… Zihnimizin içinde bir çok ses var… birbiriyle çelişen sesler… bunların farkında mısın?..

Zihnin doğal yapısı negatif düşünme eğiliminde, evrimleşmenin bir sonucu olarak… Eğer dikkatimiz anda değilse, zihin otomatik pilota geçiyor, ya geçmişe gidiyor ya hayallere dalıyor… bazen de bir kavrama… analiz etmeye, yargılamaya, kıyaslamaya başlıyor… negatif düşünceleri evirip çeviriyor, hikayeler yaratıyor… işte bu hikayelere inanmak, düşünce girdaplarında kaybolmak, asıl ızdırabı yaratan şey… ve modumuz düşükken gelen düşünceler de daha zorlayıcı, olumsuz oluyor…

Senin yönlendirilmemiş zihnin, bir düşmanın yapabileceği kötülükten daha fazlasını, sana yapıyor…

BUDDHA
Zihni gözlemleyebilmek💫

Peki sen, zihninin niteliklerinin farkında mısın? Nasıl düşüncelerle dans ediyorsun?… Mesele, iyi düşündüm kötü düşündüm meselesi değil; geleni gözlemleyebilmek… onların birer düşünce olduğunu farketmek… aynı, kıyıya vuran birer dalga gibi… o gelen düşüncelere inanmayı mı seçiyorsun, yoksa geçip gitmelerine izin mi veriyorsun?..

Şimdi bu bilinç ve farkındalıkla var mısın anda olmaya? Zihnin doğasını gözlemlemeye nötr bir şekilde?.. Seni zorlayan düşünceleri farkettiğinde ‘bu sadece bir düşünce’ demeye?.. onun girdabına kapılmamaya?.. Kendinin efendisi olmaya?.. 💫

Mindfullness 🧚‍♀️💫

Kundalini yoga 💚

Kundalini yoga🦋 thanks to Felipe from pexels 🌼

Kundalini yoga, diğer yoga tarzlarında olduğu gibi beden zihin ruh arasındaki bağın kurulmasını sağlıyor… ancak daha hızlı çalışıyor… Sebebi, kundalini yogada hareketlerin (asana) haricinde mantra(ses titreşimi), nefes(pranayama), kilit(bandha), mudra(el hareketleri), vizyonlama ve meditasyonların tümünün bir arada kullanılması… Bir yıllık yoğun adanmış bir kundali yoga pratiğinin 20 yıllık diğer yoga tarzlarına eşit olduğu söyleniyor… Aslında burda belirleyici olan uygulayıcının niyeti ve ne kadar açık olduğu…

Beşbin yıllık bir geçmişe sahip olan kundalini yoga eskiden sadece brahmanlar ve çoğunlukla erkekler tarafindan uygulanıyormuş… Halka ögretilmemesinin sebebi, güçlerini ellerine almalarının istenmemesi, dolayısıyla kolay yönetilebilmeleri… Kundalini yogayı batı dünyasına tanıtan ise yogi Bhajan… 1969 yılında Amerika’da herkese açık bir şekilde öğretmeye başlamış… bu sebeple bayağı bir tehdit de almış…

Kundalini yogada prana yani yaşam enerjisi, beden, zihin ve aynı zamanda kundalini enerjisi de aktive oluyor… Kundalini omurganın en altında üçgen sakrum kemiğinin içinde yer alan bir enerji… farklı yoga okullarında farklı yerlerde olduğu söyleniyor… Bu omurilik bölgesi aktive olduğunda, orda bir uyanış yaşandığında, kundalini enerjisi önce aşağıya 1.çakraya doğru iniyor, ordan bütün omurilik boyunca yükseliyor ve tepe çakraya ulaşır…

Nedir bu kundalini yükselişi?… kişinin yeni bir bilinç hali ve farkındalığa ulaşmasıdır… bu sebeple kundalini yogaya farkındalık yogası da deniyor…

Kundalini yoga💚 thanks to Noelle from pexels 🌸

Aslında tüm yoga tarzları kundalini üzerinde çalışıyor… Mistik alanlarda da, kundalini enerjisi bilinen bir şey… Mevlana bir şiirinde, insanların omuriliklerinde güneş gibi bir enerji olduğundan; bunun farkında olsalar, şikayet etmeyi bırakacaklarından bahsetmiştir…

Kundalini yoga beden, ruh transfarmosyonunda, sinir sistemi ve salgı bezleri üzerinde oldukça etkilidir. Enerji kanalları ve merdiyenlerdeki tıkanıklıkların açılmasında yardımcı olur. Aynı zamanda yoğun olarak bilinçaltı üzerinde çalışır… bilinçaltındaki duygusal yüklerin boşaltılmasını, sınırlayıcı düşünce ve inanç kalıplarının dönüşmesini sağlayarak, kişinin potansiyel gücünün ortaya çıkmasına aracılık eder… Bağışıklık sisteminin, kan dolaşımının, solunum yollarının ve lenf bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. Beyinde yeni sinir ağlarının oluşmasını aktive eder, bu da zihnin daha açık olmasını, açık fikirli olmayı, daha spontan yaşayabilmeyi, aynı zamanda gençleşmeyi sağlar… Ayrıca kaygı ve depresyonu azaltarak zihinsel sağlığı iyileştirebilir…

Kundalini yoga her yaşta yapılabilir… çoğunlukla oturarak yapıldığı için, fiziksel olarak zor pozları yapmak istemeyen ya da fiziksel forma ağırlık vermeden çalışmak  isteyenler için de uygundur…

Kundalini yoga💫 thanks to Daniel from pexels⚘

Kundalini yoga ile ilgili yapılmış birçok bilimsel araştırma mevcut… Başka bir yazıda daha detaylı araştırma sonuçlarından bahsedeceğim… Kundalini yoga, kişinin özgünlüğüne giden yolda kendini daha özden ifade edebilmesinde, parlamasında, ruhunun ihtiyacı olan neşe, huzur ve mutluluğu için güçlü bir araç…

Yoga tarzları

Yoga aslında zihnin, zekanın, duyguların ve iradenin disiplinidir… bütünleşmedir yoga… Bhavagadgita’da 4 tarz yogadan bahsedilir:

yoga tarzları 💫

1) Karma yoga; bencil olmayan eylem yogası, eylem içerisinde olan kişinin, o işin meyvelerini teslim etmesi demek yani feragat etmek… Yaptığın işin sonuçlarına bağlı olmamak,… başarıya ya da başarısızlığa… Yapabildiğinin en iyisini yapıp, sonuçlarına bağımlı olmama tavrı, bizi özgürleştirip, yaşanan keyfi de artırıyor…

2) Jnana yoga yani bilgelik yogası, gerçek olanla olmayanı ayırt edebilmek demek …artık kendi irade ve ayırt edebilme kapasiten ile beden, zihin ve duyumlarınla özdeşleşmeyip, içindeki sonsuz kaynakla yani ilahi ile tamamen özdeşleşip onu tanıyorsun…

3) Bhakti yoga, aşkın yönlendirdiği yoga… kendi kalbinde yaşamak o aşkı bir kişiye atfetmeden… Gita’da deniyor ki “herşeyi bana aşkla teslim et”… Tamamen ilahi için davranmak, hiçbir kişisel çıkar için davranmamak, işte bu aşkın yolu… “artık teslim edeceksin bütün bencil bağlarını”… yaptığın herşeyi ilahiye adamak…! Diğer bilinen dinler ile aynı bhakti yoga… “Zihnini benimle doldur, bütün düşüncelerini bana odakla, hep beni düşün, o zaman benle bir olacaksın”…

4) Raja yoga, meditasyon yolu, zihni disipline etmek ile ilgili… Zihnin süreçlerini duraksatıyor ve bu şifalı dinginlik içerisinde herşey ilahi ile bütünleşiyor…

Kısaca jnana yoga daha zihin, bhakti yoga daha kalp, karma yoga daha eylem ve raja yoga daha var olma halleri ile ilgili…

Farklı insanların farklı eğilimleri oluyor, her insana uygun farklı bir ya da birkaç yoga tarzı olabilir… Biri eylem insanı, biri zihin insanı, biri meditasyonu seviyor olabilir,… bazılarının yolu da aşk oluyor, ilahi bir aşk ile yürümek bu yolu…

(Yoga eğitim ders notlarımın derlemesidir…)

Kendine annelik yapmak🧚‍♀️

Kendine annelik yapmak 🧚‍♀️ thanks to Sharon from pexels ⚘

Belki annelerimiz kafamızdaki ideal anneler olmadılar, olamadılar… belki bizler de kendi idealimizdeki anneler değiliz çocuklarımıza karşı… çünkü insanız ve hepimizin doyurulması gereken derin duygusal ihtiyaçları var…

Bazen ilişkilerimizde bu derin ihtiyaçlarımız karşılanmayabilir… Belki psikolojik destek alabiliriz ama bir çalışma var ki, bence bunu herkes yapabilir… o da ‘içimdeki çocukla konuşma’ çalışması…

Olumsuz duygular hissettiğimde, bir konunun beni duygusal olarak tetiklediğini farkettiğimde, canım sıkıldığında, bazen umutsuzluğa düştüğümde, önce içimdeki bilgeyi göreve çağırıyorum, sonra o içimdeki çocuk parçamla bağlantı kuruyorum… Bazen konuyla ilgili bir anıya gidebiliyoruz, bazen de gitmiyoruz… İçimdeki çocuğun hislerini ifade etmesine izin veriyorum, şefkatli ve anlayışlı bir alandan konuşuyorum onunla tatlı tatlı… bir nevi kendime annelik yapıyorum… O kadar iyi geliyor ki; dışardan beklediğim sevgi, şefkat, ilgi, alaka, anlayışı kendime gösterebilmek, içerden o kendime dayanma gücünü bulabilmek…

Şunu da farkediyorum, ben iç çocuğuma annelik yaptığımda, kendi çocuklarımla olan ilişkim de daha sevecen bir alandan seyrediyor…

İç çocuk çalışması 🧚‍♀️ thanks to Gustavo from pexels⚘

İç çocuk çalışmasını yapabilmek de farkındalık istiyor… Dürüstçe, kendini yargılamadan duygularını farkedebilmeyi… evet burda bi bozuldum, bi alındım, biraz hayal kırıklığı var, üzüldüm ya da öfke hissettim… duyguları görmek ve bastırmadan onlara alan açabilmek…

Hepimizin içinde o hassas çocuklar var… onlara temas etmek, şefkatle sarılmak gerçekten çok iyileştirici… Bu, kendine duygusal bakım yapmak, kendinle derin iletişim sağlamak aslında…

Kendinle derin iletişim sağlamak 🧚‍♀️ thanks to Anna from pexels 🌸

Doğal yokediciyi tanımak

doğal yokediciyi tanımak 💫 Thanks to Julia Volk for photo

İnsan denen varlık katman katman… Her kişinin içinde birçok insan yaşar… İnsan psişesindeki en aldatıcı, en karanlık, en ele avuca sığmaz varlık, doğal yokedicidir...

Kimdir bu doğal yokedici? Nedir? Ne yapar? Neyi yok eder?…

İnsan acılarının bir çoğu özensiz bir yetiştirilmeye bağlanabilirse de, psişede doğuştan gelen bir ‘doğaya karşı güç’ vardır… Bu kuvvet olumlu olanın karşısındadır… Gelişmeye, uyuma ve vahşi olana karşıdır… O içimize doğan, yıpratıcı ve öldürücü bir muhaliftir… En iyi durumlarda bile bu doğaya karşı olanın tek amacı, bütün kavşakları çıkmaz yollara dönüştürmektir… Bu yüzden onu tanımak, yakından izlemek ve denetim altında tutmak gerekir…

Bu yokedici zalim hükümdar, kadınların en ruhani, en anlamlı planlarının ortasında beliriverir… Kadını sezgisel doğasından koparır…

Kadınların içgüdüsel güçleri 💫 Thanks to Rodnae for photo

Genel olarak içgüdüleri sağlam olan bir kadın, hayatını büyütmek yerine küçülten bir ilişkiye ya da duruma girdiğinde bunu en derinden hisseder… Bu doğal yokediciye gem vurmak için kadınların içgüdüsel güçlerine sahip çıkmaları gerekir…

Bu içgüdüsel güçler şunlardır:

“içgörü, sezgi, sabır, inatçı sevgi, keskin bir duyarlılık, uzağı görme, net bir işitme duyusu, ölüler üstüne şarkı söyleme, sezgisel iyileştirme, kendi yaratıcı ateşlerine yönelme…”

Kendi sezgilerini dinlemek, içgüdülerine kulak vermek çok önemli… Sezgiler beyinden bağımsız değil… Hepimiz aslında bilinçdışından birbirimizle konuşuyoruz… Beynin sağ tarafıyla sezgisel olarak bu verileri topluyoruz, bir nevi enerji okuyoruz… Beynin sol tarafı ise toplanan bu verileri normalize etmeye çalışıyor…

Birşeyleri rasyonalize edip, kendi kendine telkinde bulunarak, bir kişi sana iyi görünmeye başlamışsa, bu senin sezgilerini dinlemediğin anlamına geliyor… Sezgilerin sana ‘uzak dur’ diyor ama sen Mavi Sakal masalında (Kurtlarla Koşan Kadınlar) olduğu gibi ‘sakalı da o kadar mavi değil’ diyerek rasyonalize ediyorsun birşeyleri… Sezgiler birer koruyucu melek gibi, onlara güvenmek gerek…

Kızlardan her türlü tuhaflığı, sevimsizliği görmezden gelmeleri, onları hoşa gider hale getirmeleri istenir… Nazik olmaya dönük bu ilk eğitim, kadınların sezgilerini umursamamalarına neden olur… Bu anlamda onlara bilerek doğal yokediciye boyun eğmeleri öğretilmiştir…

Sezgileri dinlemek 💫 Thanks to Gabriela for photo

Birçok kadının, bir anne kurdun yokediciler konusunda yavrularına verdiği eğitim kadar bile temel eğitimleri yoktur. Anne kurt şöyle der: ‘Tehditkarsa ve senden büyükse kaç; daha zayıfsa bak ne istiyor; hastaysa yalnız bırak; dikenleri, zehri, sivri dişleri ya da keskin pençeleri varsa, geri dön ve ters yöne git; güzel kokuyor ama metal çenelerle ağzı sarılıysa, onunla birlikte yürü…” Metal çeneler burda zararsızlığı simgelemektedir…

Mavi sakal sadece dışarda değil… O içimizdeki en gölge arketip olan doğal yokedicinin dışarıda bedenlenmiş hali… Kendi içimizde halletmediğimiz konu, dış dünyada cisimleniyor… Bu doğal yokediciyi tanımak çok önemli, onun ölümcül enerjisinden korunabilmek için… Bu yüzden içsel alarm sistemlerinin, sezginin gelişmiş olması gerekmekte…

Erginleşmiş kadın, psişedeki ablaların seslerine dikkat eder, bu sesler onu tehlikeye karşı uyarır… Bu sesler kadını bilinçli davranmaya ve seçimlerinde akılcı olmaya yöneltir… Bunlar kafanın arkasında bulunup, gerçekleri fısıldayan sesleri temsil eder; bu sesler bulunmuş cennet fantazisini sona erdirdikleri için bir kadın bunlardan kaçmak isteyebilir…

Kendine doğru bir keşif 💫 Thanks to Daniel for photo

Eğer biz kendimize doğru bir keşfe çıktıysak asla açılmaması gereken yere de gireceğiz, gölge taraflarımızı da farkedip yüzleşeceğiz… İçsel ve dışsal dünyaların her zaman gamsız ve tasasız yerler olmadığını öğreneceğiz… Ancak bu karanlık taraflara dalmışken, tuzaklara dikkat etmek, buralarda kaybolmamak önemli…

(Kurtlarla Koşan Kadınlar okuma notlarım…)

Yüksek frekanslarda yaşamak 💫

Frekansı yükseltmek 💫

Frekansımız yüksek olduğunda daha kolay ve hızlı bir şekilde yaratımlar yapabiliyoruz… Kendiliğinden istediğimiz kişi, olay, olgular, işler ve ilişkilerle buluşuyoruz… daha tercih ettiğimiz bir hayatı yaşıyoruz… Frekansımız daha düşük olduğunda ise daha istemediklerimizle buluşuyoruz… İşlerimizi, hayallerimizi ve hedeflerimizi daha zor elde edebiliyoruz…

Çekim yasası diyorlar buna ama aslında bu aitlik yasası… Sen titreştiğin frekansa uygun olanlarla dans edersin…

Frekans bir dalganın belirli  bir zaman içerisindeki tekrarlanma döngü sayısına deniyor. ‘Hertz’ birimiyle ölçülmektedir…. Evrende her şeyin doğal bir frekansı yani titreşimi var… Evimizin, iş yerimizin, mekanların, eşyaların, bedenimizin, hücrelerin, hastalıkların… virüs ve bakterilerin bile… Bunun yanısıra hissettiğimiz duyguların, düşüncelerin, yaşadığımız ilişkilerin, isteklerin, film ve kitapların, bireysel bilincimizin de kendine göre bir titreşimi bulunmaktadır… ve bu titreşimler bizim kim olduğumuzu ortaya koyuyor…

Frekansı yükseltmek 💫

Bilim insanı Dr. David Hawkins frekanslar üzerine yaptığı araştırmalar sonucu, her duygunun bir frekansı olduğunu belirlemiştir. Yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin, düşük frekanslı olanlara göre, daha güçlü ve etkili olduğunu bulmuştur. Yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin, düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamıştır. (Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Bu da gösteriyor ki bizim birey olarak bilincimizi, frekansımızı yükseltmemiz, bütünün frekansına da çok önemli ve olumlu katkılar sağlayacaktır…

Dr. David Hawkins bilinç haritası

Hepimiz her duyguyu hissediyoruz, dolayısıyla her frekansa giriyoruz ancak hangisinde uzun süre kaldığımız bizim ortalama frekansımızı belirliyor… Bu baskın olan frekans da yaratımlarımızı etkiliyor…

Frekanslar 0 ile 1000 arasında değişmekte… 200’ün altındakiler düşük frekansları gösteriyor; kişinin yokluk bilincinde olduğu, sevgiden uzak, kendini yetersiz, değersiz ve muhtaç hissettiği bir alan burası… En düşük frekans utanç… sonrasında suçluluk, acı, korku diye devam ediyor… Öfke, kibir de düşük bir frekans ancak kişinin kendine acımasından daha yüksek… örneğin sizin baskın hissiniz suçluluk ise, frekansınız yükselirken belki yoğun öfke duygularından geçeceksinizdir… Frekans yolculuğunda hangi aşamada ne kadar süre kalındığı, kişiye göre değişmektedir… Her bir frekansın anlamı farklı ve kişi farklı alanlarda farklı frekanslarda olabilir…

200-300 arası daha sabit bir frekans… İşiniz ne ise onu yaptığınız, ‘yapmak zorundayım’, ‘-meli, -malı’ alanında olduğunuz bir yer burası… İlişki frekansınız 250’lerde ise kendinizi yoğunlukla tartışma dolu ve sıkışmış hissedebilirsiniz…

300’lerden sonrası disiplin, adanmışlık, ve hoşgörünün olduğu bir alan… yaratıcılık aktive olmaya başlıyor…

Hayallerindeki ilişkiyi yaşamak 💫 Photo by Vanessa Garcia from Pexels

400’lerin üzerinde bir kişi, işine değer verip, özen gösteriyor; yaratıcılık, keyif, eğlence ve neşe katıyor… 450’lerde ise bir kişi sadece kalpten bir niyetle yaratımlarını çok daha rahat ve kolay bir alandan gerçekleştirebiliyor… eğlenceli, paylaşım dolu ve hayallerindeki ilişkileri yaşayabiliyor…

Frekans yükseldikçe hayat kolaylaşıyor ve güzelleşiyor, daha arzu ettiğimiz bir alandan yaşamaya başlıyoruz… Peki frekansımızı nasıl yükseltebiliriz?

Yüksek frekanslarda yaşamak 💫

Sevdiğimiz şeylere zaman ayırmak, yoga, nefes, meditasyon, spor yapmak, yürüyüş olabilir… Bizi heyecanlandıran bir yaşam amacının olması, sevdiğimiz insanlarla bir araya gelmek, güzel bir sohbet, sağlıklı beslenme, iyi uyku, 432 hertzlik müzikler de frekansı yükseltenlerden… Asıl olan bir eylemi yaparken ya da bitirdikten sonra bizi iyi hissettiriyorsa, buna mutlaka hayatımızda yer vermek gerekiyor…

Bir diğer önemli konu da odak… Bir konuya dikkatimizi verdiğimizde enerjimizi düşürüyorsa, önce frekansımız yükselene kadar odağımızı ordan alıp, yükseltecek bir şeye vermek yapabileceğimiz en iyi şey… Daha yüksek bir frekanstan gelip probleme baktığımızda, çözümü bulmak çok daha kolay olacaktır…

Bunun yanısıra gün içerisinde nasıl yemek yiyoruz? Hızlı hızlı ayaküstü mü, yoksa özenle hazırlanmış sofralarda keyifle mi?.. Nasıl konuşmalar içindeyiz?… Ağzımızdan çıkan sözcükler nasıl?.. Yargılamak ve dedikodu frekansı hızlıca ve çok kolay düşürüyor… Yanlız kaldığımız zaman hayatımızla ilgili aklımızdan geçen düşünceler, vizyonlar nasıl? İstediğimiz şeyleri mi düşünüyoruz yoksa istemediklerimizi mi zihin gözümüzde canlandırıyoruz? Bunlar da frekansı düşürüyor ya da yükseltiyor… Bu yüzden hayatımızı yaşarken dikkat etmek son derece önemli…Tüm bunlar da bilinçli farkındalık gerektiriyor…

Bir düşünün, sizin ortalama frekansınız nerede? Sizden yayılan bu frekans ile hayatınızda nasıl olaylar, ilişkiler, durumlar yaratıyorsunuz?…

Özgün bir kadın!

Kadın biraz yırtıcı, gayet kendinden emin ve özgüveni çok yüksekti. Karizması vardı… 10 metre öteden kendini belli edenlerdendi, varlığı tüm salonu sarıyordu… Belli ki kişisel bütünlüğünü tamamlamıştı. Öyle incitirim, üzerim diye aldırmadan kendini cesurca ifade ediyordu. Sesi net ve iyi bir yükseklikteydi. Kızdığı zaman belli oluyordu, hiçbir duygusunu bastırmaya çalışmıyordu, olduğu gibi, kendiydi, özgündü ve de özgür!.. İlham veren bir hali vardı, etkileyiciydi… Hiç onaylanma ya da sevilme kaygısı taşımıyordu. Oturması, duruşu ve konuşmasında bir asalet vardı.

Kabuklarını kırıp içindeki cevheri ortaya çıkaranlardandı. Işığı vardı… Ne güzeldi parlamak, ne güzel kendin olmak, özgün olmak!

İçten, sıcacık bir gülüşü vardı, yapmacıklıktan uzak… Dikkatle dinliyor, dinlerken bedeni hafif öne doğru eğiliyordu, can vardı, canlılık vardı, enerji vardı… Güzel sorular soruyor, konuşmasından ince zekası kendini hemen belli ediyordu!

İşyerindeki odası da karakterini yansıtıyordu, ayrı bir dünyaydı adeta! Kimseninkine benzemiyordu, rengarenkti, eğlenceliydi, içindeki çocuğu yansıtıyordu! Alice harikalar diyarı gibiydi…

Kimseye eyvallahı da yoktu! Dobra dobra, neyse o! Kıvırmak yok, evirip çevirip birşeylere uydurmaya çalışmak yok… Sevmeyeni de elbet çoktu ama değerlerinden asla taviz vermiyordu. Öyle başkalarının söz, davranış ve tepkileriyle de kolay kolay modu düşmüyordu hatta tatlı tatlı, espriyle karışık bunlara şak diye cevap da veriyordu!

Kendine özgü bir kadındı o, tam ve bütün …💫🧚‍♀️

%d blogcu bunu beğendi: