Var Var Var 💫

Varlık bilinci 💫 Thanks to Ebru Ayaz for photos 🌸

Odağımı ‘var var var!’ da tutmak, bolluk bereket hislerimi artırmak, frekansımı yükseltmek için yaptığım bir egzersiz…

Zihin çok kolay yokluk alanına, olmayanlara kayabiliyor ve inançsızlıklar devreye girebiliyor… Oysa olanı görmek, farketmek ve bunların altını çizmek, varlık bilincinde kalabilmenin anahtarı… Sahip olduklarını hatırlatmak kendine ve şükretmek çok güzel bir frekans yükseltici… Sadece 3 dakikada enerjiniz yükselmeye başlıyor…

Ben bu ‘var var var!’ çalışması için kendime videolar çekiyorum… Belki siz yazarak çalışmak istersiniz… İnsanın odağı yokluk alanındaysa başta ‘ne var ki’ diyebilir ama yapmaya başlayınca egzersizi gerisi geliyor, hiç aklında olmayan şeyler de çıkıyor, ‘ah şu da var, bu da var!… şükürler olsun!’… Çalışma sonrası içsel hissiyat değişiyor, daha pozitif bir hal alıyor…

Frekansı yükseltmek için💫

Peki yaşamımızda olmayanları ya da problemleri görmezden mi gelelim?

Tabi ki hayır!… Odağı varlık bilincinde tutmak, problemlerden kaçmak değil! Tam tersine, bu tarz frekans yükseltici çalışmaları yapıp, seni rahatsız eden konuya baktığında, daha rahat ve kolay bir şekilde çözümler sana ulaşıyor… kurbanlık alanına girmeden… inanç artıyor, ego iknası da kolaylaşıyor “bak hayatında güzel olan, yolunda giden ne kadar çok şey var, sen doğru zamanda kolaylıkla bunu da halledersin, diyelim ki olmadı, dünyanın sonu değil tatlım, rahat ol, keyifli ol” diyebilmek… işte bu çok rahatlatan bir tutum…

Şunu da hatırlamakta fayda var ki, yaratımda 3 şey çok önemli: keyif, eğlence ve huzur… tabi bir de bağımlı olmamak… Konuyla ilgili bir aciliyet hissimiz varsa ve o olmazsa olmaz gibi bir alandaysak, bağımlıyız demektir…

Varlık bilincinde olmak💫

Hayatımda çok güzel olan şeyler var ve ben bunları kendime her gün hatırlatıyorum, şükürler olsun! Zihnim bana oyun oynarsa, ne zaman ki beni yokluk alanına çekerse anında farkedip, yakalamaya niyet ediyorum ‘dur yakaladım seni, bu gerçek değil, gelmem ben bu oyuna!’ diyip hemen o alandan çıkmayı seçiyorum… Sevgiyle 🧚‍♀️🌸

Eşikte Duranlar

Eşikte duranlar… Yaşamın kıyısında duranlar… Yaşamak isteyenler aslında gümbür gümbür ancak düşerim diye korkup eşikte bekleyenler… Bilinmezlikten ürkenler… Oysa tüm o güzellikler bilinmezliklerde saklı değil mi? Yaşamak denen şey deneyim değil mi? Hadi ne bekliyorsun? Geç artık şu eşikten! Güven kendine, herşey çok güzel olacak! Tüm hücrelerinde yaşadığını hissetmek, tam anlamıyla yaşamın içinde olmak!

Bırak artık içinde konuşan ebeveynin sesini dinlemeyi!.. Bu hayatı seyretmeye gelmedin sen! Sınırlarını nasıl aşabildiğini gördün, başardıklarını bi düşün! Yaşa bu hayatı gönlünce! Kalbine güven! Bedeninin bilgeliğine güven! Bilirsin beden asla yalan söylemez! Çık zihninden in bedene! Duyumlarını takip et! Hislerine odaklan, ne diyor? Farket!… Usul usul konuşan o sesi duy! Eşikte durma artık! Balıklamasına dal hayata! Herşey çok güzel oluyor! Kalbine güven!

İlişki Ustalığı 2: Mutlu evlilikler

Mutlu evlilikler, ilişki ustalığı 💫

Bir önceki yazımda yolunda gitmeyen ilişkilerden bahsetmiştim. Peki Gottman ve ekibinin yaptıkları 45 yıllık araştırma sonuçlarına göre, ilişki ustalarında, mutlu evliliklerde durum nasıldı?

1. Çıkmaz yerine diyalog: Mutlu evliliklerde 26 sene sonra çiftlerin, bu sürecin en başından itibaren yaşadıkları problemlerin %69’unun devam ettiği bulunmuş. Problemleri çözmekten öte, diyalog halinde kalmak daha önemli… Birbirini hevesle tanımaya yıllarca devam etmek, en önemlisi de karşı tarafa duyulan merak ve ilgi… ‘O benden farklı’ düşüncesiyle hep devam eden bir partneri tanımaya çalışma hali… Karşındakini anlamaya çalışmak da, diyaloğu çok değiştiren bir tutum… Eşler birbirlerinden vazgeçmiyorlar… ‘Partnerim ne hissediyor? Ne istiyor? Ne yapabilirim onun için?’ gibi bir düşünceli olma hali var bu çiftlerde… Bu, ‘aman bir yere gitmesin’ diye değil, karşı tarafı önemseme ve değer vermekten kaynaklanan bir durum…

ilişkilerde birbirine değer vermek 💫

2. Yumuşak başlangıç: Bu çiftlerde tartışmanın ilk 3 dakikasına bakıldığında çok daha yumuşak bir başlangıç var… Sesler alçak ve nezaketli… Kötü ilişkilerde ise mahşerin 4 atlısıyla başlıyor tartışmalar, sert ve ağır… Başlangıç sertse gidişat da kötü oluyor… Bu arada yumuşak başlangıç yapmak öğrenilebilir bir beceri… “şöyle olduğunda böyle hissediyorum, lütfen şunu yap” demek… Mahşerin 4 atlısına girmeden, karşı tarafa tehdit hissettirmeden kendini ifade edebilmek…

3. Sihirli oran 5/1: Tartışma sırasında nötr ya da olumlu şeylerin olumsuz olanlara oranı gayet yüksek, 5’e 1 oranında… Birbirini merakla dinlemek de olumlu özellikler arasında…

4. Etkiyi kabul etme: Tartışma sırasında ya da ilişkinin genelinde yine dönüp birbirlerine ilgiyle ve merakla bakıyorlar, etkiyi kabul ediyorlar: “hiç böyle düşünmemiştim”, “hiç bu açıdan bakmamıştım” gibi… Karşıdan gelen etki ne kadar çok kabul ediliyorsa, ilişki o kadar çok mutlu… bu madde çok önemli bir yordayıcıymış… Özellikle bizim ülkemizde yapılan araştırmada cinsiyet farkı da çıkmış… Erkekler ne kadar çok etkiyi kabul ederse, ilişki o kadar mutlu… Adil bir ilişki varsa, ‘sözüm kıymetlidir’ hissi varsa, o kadar çok etki kabul ediliyor…

Birbirini ilgiyle ve merakla dinlemek 💫

5. Onarma girişimleri başarılı: Küsme yok, özrü kabul etme var… Biri kötü hissediyorsa diğeriyle konuşuyor… birbirini gözetme var… ” hayatım sen benim için önemlisin, neyin var?” gibi duygu konuşabilen çiftler bunlar… Bunların hepsi kazanılabilecek beceriler… Zihnin bir kez ‘ben buraya bakacağım, özen göstereceğim’ demesiyle başlıyor değişim aslında… Yara ya da acı neredeyse, orayı şeffaf bir şekilde konuşup, samimiyetle pişmanlıkları dile getiriyor olabilmek, güzel ilişki onarma yolları…

Özür dilemek, Photo by Uriel Mont from Pexels

6. Birbirine yönelme %86: Apartman labaratuvarında çiftler bir günlerini nasıl geçiriyorlar diye bakıldığında, mutlu çiftlerin birbirleriyle son derece kaliteli vakit geçirdikleri görülmüş… Sohbetleri çok zengin, konu konuyu açıyor… Eşlerden biri bir hamlede bulunduğunda, diğeri ilgiyle ona yöneliyor… Sürekli bu şekilde bir temas var… Kötü ilişkilerde ise eşler birbirinden kopuk… Hamle var ama karşılığında yönelme az, %33 gibi bir oran… ya da tersleme var…

Çiftlerin birbiriyle kaliteli zaman geçirmesi 💫

7. Düşük fizyolojik uyarılma: Tartışma sırasında nabız o kadar fırlamıyor, daha düşük bir yerden seyrediyor… Peki bu nasıl sağlanabilir? iyi nefes, mindfullness egzersizleri, bedeni hareket ettirmek, farkındalık çalışmaları, iyi uyku, iyi beslenme… Aslında bağışıklığı artıran, kişiye iyi gelen, yani genel gerilim düzeyini düşüren her şey… ve bu iyi gelen şeylerin sürekli yapılması önemli…

İlişkilerde iyileşebiliriz ya da hastalanabiliriz, hiçbir ilişki hastalanmaya değmez… İlişki ustalarında şu görülmüş ‘partnerimin canı yanıyorsa, dünya durur ve ben ona bakarım; ‘neyin var, ne yapabiliriz’ diye!… Yalnız bırakmak yok, güvenli ilişkilerde… “Burdayım, burdasın, ben senden sorumluyum, sen de benden… o yüzden dikkatimiz birbirimizde”… İyileşme yaşadığın ilişkiden daha kıymetli ne olabilir bu hayatta…

İlişkide iyileşmek 💫

İlişki de canlı, her daim beslemek gerekiyor, bu da çaba istiyor… Aşk, güven, bağlılık aşamalarından geçebilmiş ilişkileri güzel ödüller bekliyor yaşamda, gençlik, sağlık, mutluluk gibi… Böyle uzun yıllar devam eden mutlu evliliklerin olduğunu bilmek de çok umut verici… 🦋

Uzun mutlu ilişkiler 💫

Kaynak: https://youtu.be/KvuedVrwqcM

İlişki ustalığı 1 : Yolunda gitmeyen ilişkiler

Yolunda gitmeyen ilişkiler, Photo by Ketut Subiyanto from Pexels

Dün karşıma ilişki ustalığı ile ilgili çok güzel bir video çıktı. Uzman psikolog ve çift terapisti olan Filiz Kaya Ataklı ile Özge Altan Aytun, Gottman tekniğinden bahsettiler…

Bu teknikte araştırmacılar 45 sene boyunca mutlu evlilikleri olan çiftleri incelemişler, bir de mutsuz olanları… öyle anketlerle değil, aşk labaratuvarı diye adlandırdıkları ortamda ayrıntılı bir şekilde değerlendirme yapmışlar… Hatta çiftlerin tam bir gün geçirebilecekleri, her yerde video kameralar olan apartman labaratuvarı kurmuşlar, çiftlerin birbirleriyle nasıl etkileşim içinde olduklarını izlemişler… Çiftlerden anlaşamadıkları bir konu hakkında konuşmaları da iştenmiş, bu sırada tüm mimikleri kodlanmış, nabızları ölçülmüş… çok enteresan detayları olan bir araştırma… sonuç olarak çiftin güçlü olduğu alanlar, geliştirmesi gereken alanlar da belirlenmiş…

Gottman ve ekibi, araştırmaya katılan çiftlerin birkaç yıl içerisinde ayrılıp ayrılmayacağını %96 gibi bir doğruluk payı ile tahmin etmişler… Peki bu 45 yıl süren araştırmaya göre hangi faktörler ayrılığı belirliyor?..

1. Mahşerin 4 atlısı: Tartışma evrensel ancak tartışmaların nasıl olduğu, dile getiriliş şekli çok önemli… Yolunda gitmeyen ilişkilerde eleştiri, savunma, aşağılama ve duvar örme çok fazla… Bu faktörlere, boşanmaya yol açtığı için mahşerin 4 atlısı denmiş…

Türklerde yapılan araştırmada ise küsme, yatak ayırma, annesinin evine gitme tarzında bizim kültürümüze özel ilişkiyi, diyaloğu kesen durumlar çok fazlaymış… Kişi burda karşısındakini sessizce terbiye etmeye çalışıyor ancak bu yöntemler etkili değil, giderek çiftler birbirinden kopmaya başlıyor… ‘onu da mı ben söyleyeceğim’ demeden pes etmeden anlatmaya devam etmek gerekiyormuş!..

Duvar örme ise çok fizyolojik bir süreç… Tartışma sırasında tartışmanın şiddeti yükseldikçe nabız yükselir… Nabız 90 ve üzerine çıktığında, beyin şalteri indiriyor, ve problem çözme işlevini durduruyor artık… Kişi karşı tarafı dinleyemez hale geliyor, gözünü dikip bir tarafa bakıyor… Bu duvar örme erkeklerde çok daha fazla çıkmış… Böyle zamanlarda birbirinizden en az 20 dk uzaklaşın ama bu süreçte de kurgu yapmayın… biraraya gelince ‘ben ona şunu şunu söylerim’ demeyeceksiniz, gerçekten niyet sakinleşmek olmalı…

2. Onarma girişimleri başarısız: Yolunda gitmeyen ilişkilerde, biri özür dilese de diğeri kabul etmiyor…

3. Sihirli oran 0.8/1 : Kavga sırasında çiftlerin yüz ifadeleri, kullandıkları sözcükler kodlanıyor… Buna göre nötr ya da pozitif şeylerin, olumsuz olanlara oranı yaklaşık birebir çıkmış, mutsuz evliliklerde…

4. Yüksek fizyolojik uyarılma: Tartışmalarda nabız çok hızlı yükseliyor, 100’ün üzerine çıkıyor… Böyle anlarda molaya gitmek, sonradan yaşanacak pişmanlıkları önlemek açısından çok önemli, hayat kurtarıcı…

5. İlişkide negatif duygulanım baskın: İlişkide kişi yalnız hissediyorsa, bakım alamıyorsa, yakınlık yoksa ya da çok azsa, güvenlik hissi azsa ya da çok azsa…

Tartışmalarda ayrılığın sıkça masaya yatırılması, karşı tarafa ‘ben vazgeçilirim, bu ilişki de o kadar önemli değil’ mesajlarını iletiyor ve güvensizlik yaratıyor… Tehlikede hissettiğimiz zaman, tüm sistem hayatta kalmaya çalışıyor ve herşeyi tehdit olarak algılamaya başlıyor… Ayrılığı masaya koymak, dile getiren kişiye, anlık olarak değerli hissettirse de ilişkiye çok zarar veren, bağlılığı çok zedeleyen bir tutum… Yatak ayırmada verilen mesaj da ‘senin canını acıtmayı seçebilirim’ olup, yine güveni zedeleyen bir durum…

Peki ilişki ustalarında, mutlu evliliklerde durum nasıl? Onu yazının 2. bölümünde anlatacağım…

Kaynak: https://youtu.be/KvuedVrwqcM

Beden yalan söylemez!

Bu hikayede seni etkileyen ne?

beden yalan söylemez !

Kadının üstüne çok yük binmiş, sıkışmış, en sonunda da kalp rahatsızlığı geçirmiş, ameliyat olmak zorunda kalmış, duyguları bir yerden patlak vermiş… beden yalan söylemez…

Öyle gereksiz kahramanlıklara yer yok bu hayatta, kendini ihmal edercesine… Aman herkes beni iyi bilsin, hakkımda iyi düşünsün, iyi konuşsun… Kim bu herkes?.. Ne düşündüklerini, ne konuştuklarını nerden bilebilirsin? Ayrıca ne önemi var?

Üç aile büyüğünün bakımını, sorumluluğunu aynı anda almak!.. e sana ne kaldı?.. Kendin için ne kaldı?.. Hepsi aynı anda sana seslenir, birşey ister!.. Bu kadar yorulmak…

Hiç düşünmemişsin kendini, destek almamışsın… o da en son bir kalp rahatsızlığı ile duyurmuş sana sesini… ‘Lütfen gör beni, duy beni, farket!.. Benim de ihtiyaçlarım var!.. çok ilgisiz ve sevgisiz bıraktın beni yıllarca… aslında seninle hep konuştum ama hiç duymadın sesimi, hep dışarıyla meşguldün!.. içeriye dönüp hiç bakmadın!.. son çare olarak da…!’

Hissedebilmek sevgiyi…

Hissedebilmek sevgiyi 💗🧚‍♀️

Sevginin dilden kalbe inmesi ne güzel bir mertebe… hissedebilmek sevgiyi… senden yayılan enerjinin bu olması… gönlünün çağıldaması, kalp zenginliği ne güzel… kalbin hafiflik hissi…

Bir insanı gördüğünde ne hissediyorsun?.. Dün samimi bir arkadaşımın çocukluk fotoğrafını gördüğümde çok duygulandım… İşte bedenimde oluşan bu güzel hisler benim hediyem… Her sabah çocuklarımın şirin yüzlerini görüp hissettiğim o sevgi ve şefkat hisleri benim hediyem… Babama baktığımda yüzünde gördüğüm o ışık… annemin o tatlı kahkahalarını duyduğumda hissettiğim neşe, benim hediyem…

Sevgi ve şefkat hisleri 💗 photo by Ketut Subiyando from pexels

Bazen sıcacık kalpten bir iletişim sebep olur, o yumuşacık pembemsi hislere… aranızda kilometreler, okyanuslar da olsa, kalpten kalbe giden yol kısadır… Aslında senin gösterdiğin içtenlik ve samimiyet, bedenine olumlu hisler olarak geri döner, iyi hisler uyanır içinde… işte bu da bedenin hediyesidir…

Kalpten iletişim 💗

Yargılanmadığını hissettiğin, kabul gördüğün, sevdiğini ve sevildiğini hissettiğin sıcacık bir çevre, sevgi dolu bir kabul ortamı nasıl olurdu?.. İnsanların dayanışma içerisinde olduğu bir ortam… birbirlerini görünce içten gülümsüyorlar… sevgi hissediyorlar… kalpleri daha yüksek bir frekansta titreşiyor… Birbirlerinin iyi taraflarına odaklanıyorlar, olumlu yönlerini besliyorlar… insanlar paylaşım içerisinde… Ne güzel olurdu böyle bir ortam… yüce bir gönülle yaşamak, hissedebilmek sevgiyi tüm hücrelerinde…

Birbirine giden yolda kalp kadar hızlı bir yol var mıdır? 💗

Hissedebilmek sevgiyi 🧚‍♀️🦋

Blog yazmanın faydaları💫

blog yazmanın faydaları 🧚‍♀️
  1. Kesinlikle düşünce kaslarını harika çalıştırıyor, ne hakkında yazabilirim diye insan düşünmeye başlıyor ve odak bu konuda olunca zihin keskinleşiyor, algın genişliyor. Okuduğun kitap, izlediğin film, belgesel ya da herhangi bir program, bir diyalog, insan ilişkileri vs. herşey sana ilham vermeye başlıyor. ‘Burdan bir yazı çıkarabilir miyim’ kafası geliyor insana… Bu bakış açısı insanı canlı ve dinamik yapıyor, daha çok anda kalmasını sağlıyor
  2. Yazmak zihni çok güzel organize ediyor, yazdıkça konuşman ve kendini ifade etme gücün çok artıyor, bu da özgüveni oldukça destekliyor.
  3. Yazacağın konu hakkında seni okumaya, araştırmaya sevk ediyor. Bu bilgileri sentezleme, bir akış oluşturma yeteneğin gelişiyor. Tüm bu bilgiler üzerinde kafa yorup, ruhunu katıp yazıya döktüğün zaman öğrendiklerin kalıcı hafızaya gidiyor. Bu da yine zengin kelime dağarcığı, güçlü sözcükler demek, içi dolu, alt yapısı sağlam konuşma demek, yine özgüveni destekliyor
  4. Yazdıkça zenginleşirsin. Sende olanı artık aktarmaya başlamışsındır, diğerlerine de ulaşıyorsun, belki de ilham oluyorsundur. Yaşam paylaştıkça çoğalıyor, geribildirimlerle sen de zenginleşip mutlu oluyorsun.
  5. Bu blog üzerinden arkadaşlıklar, dostluklar gelişebilir. Aitlik yasasına göre benzer benzeri çeker, o yüzden seni okuyanlar da çoğunlukla benzer frekanslardır.
  6. Öğrenmeyi derinleştirir. Ben kitap okuduktan sonra çok az şey hatırladığımı farkediyorum, ya bir kitap klubüne üye olup kitabı enine boyuna tartışacaksın, ya bir arkadaşına, eşine dostuna anlatacaksın ya da yazacaksın. Yazmanın gücü vardır yalnız, yazmak kalıcıdır. Benim de aklımdaki konulardan biri okuduğum kitaplarda ruhuma dokunanlar hakkında özgünce yazmak
  7. İşin içinde okumak, araştırmak bir de yazmak olunca entelektüel zeka bir hayli gelişiyor, yaratıcılık artıyor; sohbetlerinizin derinliğini siz düşünün artık ve bundan alınan hazzı…
  8. Tüm bu aktiviteler beynin ön lobunu çok güzel geliştiriyor
  9. Yazmak senin için bir tutkuysa; tutkuyla iş yapmak, kendini gerçekleştirmek mutlu insan demek
  10. Bir de tutkuyla yaptığın bu işten maddi gelir de elde edersen müthiş!
  11. Kendi kendinin patronu olduğun, zaman ve mekandan bağımsız böyle bir iş muhteşem ötesi

Blog yazmaya başladığımdan beri aklıma sürekli fikirler geliyor, odağım burda, bu işte yaratıcılık, gelişim, heyecan, aradığım herşey var, ben tutkumu buldum, aşkla yazmaya devam 🦋🌸

Ameliyatların travmatik etkisi

kaplanı uyandırmak 💫

Hastaneye yatmanın ve tıbbi uygulamalara maruz kalmanın travma yaratabileceği fikri birçok insana şaşırtıcı gelir. Oysa uzun süre hareketsiz kalmak zorunda kalmanın, hastane tecrübelerinin ve özellikle ameliyatların travmatik etkileri genellikle uzun süreli ve ağır oluyor. Kişi operasyonun gerekli olduğunu biliyor olsa bile ve doktor eti, kasları ve kemikleri keserken bilinci açık olmasa bile, bu olay beden tarafından hayatı tehdit eden bir uygulama olarak kayıt altına alınır.
“Hücre hafızası” düzeyinde beden kendisini ölüm tehlikesiyle karşı karşıya getiren bir yaralanmaya maruz kaldığını algılar.
Biz entelektüel olarak ameliyatın yararına inanıyor olabiliriz ama ilkel düzeyde bedenlerimiz buna inanmaz. Travma söz konusu olduğunda, içgüdüsel sinir sistemimizin taşıdığı ağırlık artar – çok daha fazla yük biner. Bu biyolojik olgu ameliyat­ların sık sık travma sonrası reaksiyon üretiyor oluşlarının birincil nedenidir.

(Peter Levine’ in kitabından alıntıdır.)

Çalışmaya övgü 💫

adım adım ilerlemek 🧚‍♀️

İrade terbiyesi adlı kitabı okudukça, idrak ettim ki, çoğu sorunun kökeninde tembellik, organize olamamak yatıyormuş…

Bir hedef belirliyorsun, eyleme geçeceksin ama ego ya da zihin ne dersen de, devreye giriyor, sana bahaneler sıralıyor, seni caydırmaya çalışıyor yolundan, ‘ay boşver sonra yaparsın’ diyor… Belki öğrenci psikolojisinde olduğu gibi uykun geliyor ya da başka şeyler yaparak oyalanıyorsun…

Tembellik yaptığında, bir işi yapmamak için binbir mazaret üretmeye başladığında, insan zihinsel olarak ne çok yorulduğunun farkında mı?.. ya yapması gerekenleri ötelemenin getirdiği içsel huzursuzluk… Aslında bu durum, özgüveni ve özsaygıyı da olumsuz etkiliyor… kendine verdiğin sözü tutmamışsındır… sen kendine verdiğin sözü tutmazken, başkası sana verdiği sözü niye tutsun ki?..

Kendine verdiğin sözleri yerine getirmenin en önemli adımı da, bir şirket yönetir gibi planlama yapmaktır…  Ertesi günün gündemi akşam yatmadan önce belirlenmeli, sabahtan yapılacak işler hatırlanmalıdır… Akşam tekrar listene bakıp, yaptığın işlere tikler attıktan sonra, unuttukların için özel notlar alabilirsin… ve bu şekilde sabırlı olarak devamlı tekrar edilen çabalar muazzam sonuçlar getirecektir…

Organize bir şekilde çalışmak 💫

Hedeflediğin bir işi yapmanın, bitirmenin keyfi ne güzeldir, zamanında yapılırsa tabi… oyalandıktan sonra sürüne sürüne yapılan işin enerjisi kaçar… zamanında adım adım ilerleyerek başarmanın getirdiği derin mutluluk gibisi yoktur… 😊

Böyle bir çalışma şekli insanı asla tüketmez… Çalışmaktan kaynaklandığını düşündüğümüz yorgunluğun asıl sebebi, aşırı nefis düşkünlüğü, kaygılar, bencil duygular ve izlenen kötü yöntemlerdir. Sakin, huzurlu ve mutlu olmak nasıl vücuda iyi geliyorsa, yapılacak çalışmayı iyi tahlil etmek, asil ve yüce düşünce alışkanlıkları edinmek de sağlığımıza ancak iyi gelebilir.

İRADE TERBİYESİ, Jules Payot… 🌸

Yüceltirsen yücelirsin💫

Tüm sağlık çalışanlarına sonsuz teşekkürler🙏🌸

Dün akşam aile hekimimizden bir mesaj geldi, emekliye ayrıldığını bildiren… ilk hissim hüzün oldu… çünkü ilgili, duyarlı, anlayışlı, yardımsever bir hekimdi… Sonrasında anlayış hissi geldi çünkü şu son 1 yıl tüm sağlık çalışanları için oldukça zorlu bir süreç oldu ve hala da olmaya devam ediyor…

Geçen sene eşim, covide ilk yakalananlardandı… İki hafta hastanede yattı ve günlerce ateşi düşmemişti… Sonraki iki hafta da evde izole.. İşte bu zorlu 1 aylık süreçte, aile hekimimiz gerçekten aileden biri gibi olmuş, hergün bizleri arayıp, sormuştu… Sadece görev icabı ruhsuz bir arama değildi bu… bizlere umut olmuş, desteğini hissettirmişti… hatta anneler günümü bile kutlamıştı…

İşte dün gelen o mesajla, içimde yükselen hisleri, takdir ve şükranlarımı, aynı zamanda emeklilik için güzel dileklerimi de ifade eden duygu yüklü bir mesaj attım kendisine… O an şunu farkettim, bu güzel hislerimi ifade etmem, kendi içimde, kalbimde de iyi bir alan yaratmıştı…

Şükür ve takdir etmenin enerjisi gerçekten çok yüksekti… Bir arkadaşımın yıllar önce söylediği bir söz kulaklarımda çınladı ‘yüceltirsen yücelirsin!’… ne çok etkilenmiştim bu sözden… Tam tersi de çok geçerli bence… Aşağılama, yerme, yargılama, eleştirme, bunlar bedenimizde nasıl hisler yaratıyor acaba… toksik olduğu kesin… kalbimiz genişliyor mu, yoksa daralıyor mu?

Takdir ve şükür bilincinin artması dileğiyle🧚‍♀️🦋

%d blogcu bunu beğendi: