Körleşme

İnsan körleşebilir mi? Evet körleşebilir; kendine, hislerine, duygularına, duyumlarına… Kendisiyle bağlantısı zayıfladığında ya da koptuğunda bir boşlukta gibidir, ordan oraya savrulan…

körleşme

Bhagavad Gita’ dan notlar…

Bhagavad Gita 💫

Bhagavadgita Mahabarata destanının bir parçası… Mahabarata bir savaş destanı, gitada bahsedilen savaş ise bir toprak savaşı değil, içimizdeki savaş… Kendine hükmetmek istiyorsan bu hayatta gireceğin savaş, bu yaşamdan başarılı ayrılmak istiyorsan…

M.Ö. 1500 yıllarında Aryan kültürü Hazar’ dan iniyor ve Hint kültürüyle karışıyor ve Sanskrit dilini Aryanlar getiriyor… Aryanlar İndus vadisine geldiklerinde zaten gelişmiş bir medeniyet var, zengin ve teknolojik olarak gelişmiş bir bölge burası… Yoganın da ilk ortaya çıktığı yer, meditasyon yapılıyor, sonrasında vedalar yazılmış, yani vedalardan önce yoga varmış…, İndus vadisi bugünkü Hindistan ve Pakistan sınırına denk gelen bir bölge…

Aynı zamanda M.Ö.1000 yıllarında Brahmavidya teknikleri var, bu yüksek bir bilim, içeriye doğru, herşeyin kaynağını araştıran bir bilim… Aldoux Huxley’in kalıcı felsefesi ile aynı: 1) Değişen dünyanın altında, değişmeyen sonsuz bir gerçek var 2) Bu gerçek her bireyin kişiliğinin altında da yatıyor 3)Hayatın amacı deneyimsel olarak bu gerçeği keşfetmek Tanrıyı bu dünyada görmek, keşfetmek… 3000 sene boyunca bu gelenek sürmüş, upanişadlarda en erken ve en saf halini görüyoruz bu felsefenin…

Geleneksel olarak Hindistan’da vedalar ve upanişadlar direk ilahi, işitilmiş bilgi olarak geçmektedir… Bhagavadgita da upanişad sayılıyor çünkü tek bir mistik tarafindan yazılmış…

Bhagavadgita’ da geçen bazı önemli metinler: – biri diğerinin üzüntüleriyle üzülüp, neşeleriyle sevinince en yüksek spiritüel bütünleşmeyi yaşamış oluyor.. – Başkalarının içindeki ilahiyi görüp ona göre davranmak… (gita bunu anlatan metinlerle dolu) – beni her yaratığın içinde görende, her zaman mevcut oluyorum; beni her yerde görenlerden ise hiçbir zaman ayrılmıyorum; bütün eylem ve davranışları benden sûre geliyor, nerede yaşarlarsa yaşasınlar benim içimde yaşıyorlar… – arkadaşca ve şefkatli, kötü niyetli olmayanları seviyorum… İlahiyi aynı şekilde her yaratıkta gören, ölümsüzü kalplerde gören, ölümsüzü ölenlerin kalbinde gören, kendilerini ve ötekilerini incitmiyorlar ve en yüksek hedefe varıyorlar…

Spiritüel bir metin olan Bhagavadgita bilincin derinliklerinde olan bir konuşma aslında, Krişna (bilen) ve Arjuna (arayan) arasındaki…, felsefi bir tartışma değil!… O ilahi olan nedir?…Krişna diyor ki “ben her yaratığın kalbindeki o benim..” Bizim kültürümüzdeki ‘bir ben var ki benden içeri’ ona denk gelen, öz…

(Bhagavadgita’yı işlediğimiz yoga ders notlarımdan alıntıdır)

Ecnath Easwaran’ ın önerileri

Ecnath Easwaran’ ın önerileri

Ecnath Easwaran’ ın çevirisinden Bhavadgita’yı işliyoruz online yoga derslerinde… Ecnath 1910 yılında Hindistan’ da doğmuş, 1999′ da Amerika’ da vefat etmiş. Manevi ögretmen ve yazar… Gandhi’den çok etkilenmiş…

Kendisi passage meditasyonu geliştirmiş, şöyle diyor: “Kutsal metinlerdeki, bazı cümleleri kendi içinden sessizce tekrarla, mantranı tekrarla, yavaşla, hayatında her ne yapıyorsan yavaş yap, yavaş yap ki duyumlarının farkına var, duyumlarını eğit ki basit şeylerden keyif alabil, bencilliği bırak ve verici ol, aynı zamanda başkalarına karşı yardımsever ol, insanlarla birarada meditasyon yap, bütün dinlerden mistikleri oku, farklı dinlerde neler dendiğini öğren! “

İyi karar verebilmek için

İyi karar verebilmek için kafan bulanık olmamalı… ilişkiler beyni etkiliyor… Egzersiz yapmak önemli; yürü, koş, hareket et… Mizah, yeni şeyler öğrenmek, iyi işleyen bütün bir beyne katkı sağlıyor, bütün bir beyin ile daha doğru kararlar veriyorsun…

Acıyı da paylaşabilmek

Arkadaşlıklar, dostluklar teste tabiiymiş’ demişti tanınmış biri…

Sevdiğim birini kaybetmenin acısı ve üzüntüsü içerisindeyim… Bu zor zamanlarda gönülden desteğini hissettiğim insanların varlığı için çok şükrediyorum. Yalnız dostum ya da çok yakın olduğum arkadaşlarla ilgili beklentiye girdiğimi farkettim. Biri kırk yıllık dostum…, bir kez aradı, iki hafta sonra da bir mesaj attı sadece… Bazı yakın hissettiğim arkadaşlarım da hiç aramadılar, mesaj attılar bir iki kez… Sadece mesajla taziye bildiren insanlarla, acımı paylaşmayanlarla, başka hiçbir şey paylaşmak istemiyorum artık…

Dün Selçuk Yöntem’i dinliyorum… Alıngan olduğundan bahsetti; yalnız bu, sezgilerinin çok güçlü olmasından, ikiyüzlülükleri, samimiyetsizlikleri çok kolay farketmesinden kaynaklanıyormuş… O an daha iyi anladım kendi alınganlıklarımın sebebini de… Ben de biraz törpülemeye çalışıyorum, bakış açımı değiştirmeye çalışıyorum… Çok güzel bir şey daha söyledi Selçuk Yöntem ‘artık küsmüyorum ihmal ediyorum, o kadar da ilgilenmiyorum o kişilerle…’ dedi… Çok  hoşuma gitti, ilişkilere güzel bir sınır koyma şekli…Böyle zamanlarda insan çok hassas oluyor doğru, bu acı durumlarda desteği esirgememek, acıyı paylaşmak, arayıp sormak belki de gerçek cömertlik ve bu durumlar arkadaşlık ve dostlukların test edildiği yerler…

Kendini kabul etmek

kendini olduğun gibi kabul etmek 💫

Telefonla konuşmayı çok sevmem kabul…, bazen ani çıkışlarım olabiliyor kabul, bazen huysuzluğum tutuyor kabul, çabuk sıkılabiliyorum kabul, alıngan olabiliyorum kabul, bazen kibre kapılabiliyorum o da tamam…, Kusurlarımı kabul ettim, kendime karşı şefkatli, anlayışlı ve nazik olmayı seçtim…

Ameliyatların travmatik etkisi

kaplanı uyandırmak 💫

Hastaneye yatmanın ve tıbbi uygulamalara maruz kalmanın travma yaratabileceği fikri birçok insana şaşırtıcı gelir. Oysa uzun süre hareketsiz kalmak zorunda kalmanın, hastane tecrübelerinin ve özellikle ameliyatların travmatik etkileri genellikle uzun süreli ve ağır oluyor. Kişi operasyonun gerekli olduğunu biliyor olsa bile ve doktor eti, kasları ve kemikleri keserken bilinci açık olmasa bile, bu olay beden tarafından hayatı tehdit eden bir uygulama olarak kayıt altına alınır.
“Hücre hafızası” düzeyinde beden kendisini ölüm tehlikesiyle karşı karşıya getiren bir yaralanmaya maruz kaldığını algılar.
Biz entelektüel olarak ameliyatın yararına inanıyor olabiliriz ama ilkel düzeyde bedenlerimiz buna inanmaz. Travma söz konusu olduğunda, içgüdüsel sinir sistemimizin taşıdığı ağırlık artar – çok daha fazla yük biner. Bu biyolojik olgu ameliyat­ların sık sık travma sonrası reaksiyon üretiyor oluşlarının birincil nedenidir.

(Peter Levine’ in kitabından alıntıdır.)

Patanjali

Patanjali 💫

Patanjali zamanında en az çaba ile oturmaktı asana, bu daha eski meditatif  yogaya raja yoga dendi. Belki Patanjali 10.yy. da yaşasaydı onun pratiği de hareket içerirdi.

Patanjali yoga içe dönüp dinginleşme ile ilgili, yani yoga ile dışa doğru giden bilinci dizginliyorsun, dışardaki şeylerde mutluluk bulma eylemini dizginliyorsun…

Yoganın amacı ızdırabı gidermek…, gerçeği yanlış anlamadan dolayı ızdırap gelebilir… Niye ızdırap çektiğimizi anladığımızda, mutlu  ve bilge olmaya başlarız, saf  farkındalığı bulmaya başlarız…Bedeni ve zihni dinginleştirerek derin bilgelik içinde oturabiliriz. Belki bir anda aydınlandığımız anlar olabilir, sanki zaman duruyor, sonsuz olan anda herşeyin direk doğasını görmeye başlıyoruz…

Saf farkındalığı gündelik hayatta tanıyamıyoruz…, aklından geçen her düşünce, hareket saf farkındalık değil…, saf farkındalık hareket etmiyor, tamamen derinliklerde yatıyor, değişmiyor, onu farketmiyoruz… Bizim bilincimiz algı, düşünce, anı ve maddeden oluşuyor, birşeyleri görmemize yarıyor ancak derindeki saf farkındalığı görmemize yaramıyor…

Izdırap ötesi mutluluk ve bilgelik saf farkındalıkta yatıyor. Bu özetle patanjali…

(Zeynep Aksoy ile Patanjali sutra derslerinden notlar)

Hatırla

Özünü hatırlamak 💫

Bırak rüzgar okşasın tenini, savursun saçlarını, bırak güneş ısıtsın içini, hisset ayaklarının altındaki yumuşacık kumu…

Bak o uçsuz bucaksız denize, farket sonsuzluğu, ve hatırla sen bu mavilikte bir dalgasın aynı diğer dalgalar gibi, ne kimseden üstün ne de ayrı, bir bütünün parçasısın, sadece hatırla…

Kadınların önceliği

Kadınların önceliği 💫

Okuduğum bir haber üzerine yüreğimden akan sözler:

“Atatürk biz kadınlara Avrupa’ daki kadınlardan da daha önce haklar tanımış… ve bu kazanılmış hakların ne kadar kaygan bir zeminde olduğunu  hatırlayarak, bu haklara sahip çıkmamız gerekiyor… Bunun içinde kadın dayanışması, birliği ve bu birlik içinde daha aktif çalışmak çok önemli…

Artık kadınlar, önceliklerinin kendilerine empoze edilen güzel olma çabası olmadığının, neyin daha önemli olduğunun farkına varması gerekmekte…

%d blogcu bunu beğendi: